İçeriğe geç

Ramazan Süslemeleri

Cami minareleri arasında «Hoş geldin yâ şehr-i Ramazan» yazılı mahyalar, sokakları aydınlatan fenerler, hilâl-yıldız tezyîni ve ramazan davulcusunun mânileri — Türk-İslâm medeniyetinin en zarif ramazan ananeleri.

Mahya: minarelerin arasında kandil yazılar

Mahya, iki minarenin şerefeleri arasına gerilen iplere kandillerin belli bir kompozisyona göre asılmasıyla, gece karanlığında âyet, hadis, dua veya hikmetli sözleri yazıya döken Türk-İslâm sanatıdır. Sadece çift minareli selâtin camilerine (sultan camilerine) mahya gerilir; bu hak hilâfet alâmetlerinden sayılmıştır.

Osmanlı'da ilk mahyanın Sultan I. Ahmed döneminde, hicrî 1024 (m. 1614) yılında müezzin Hâfız Kefevî tarafından bizzat sultanın isteği üzerine Sultan Ahmed Camii'nde gerilen «Yâ Hannân Yâ Mennân» yazısı olduğu rivayet edilir. Sultan I. Ahmed bu sanata o kadar hayran kaldı ki Hâfız Kefevî'ye câize verdirdi. Bu hâdiseden sonra mahyacılık Osmanlı'nın resmî bir zanaatı hâline geldi.

Lâle Devri (1718-1730) ve sonrasında mahyacılık zirvesini yaşadı. Sadece âyet ve dualar değil, geometrik motifler — cami, kemer, gemi, çiçek, gül, tuğra, hatta köprü tasvirleri — de mahyaya konu oldu. Sultan Abdülmecid Han döneminden itibaren mahyalara hilâl ve yıldız da eklendi.

Mahyacılık zanaatı

Mahyacı, mahyayı her gün akşam ezanından önce (orucun açılışından önce) hazırlayıp astıran ve sahurla beraber indiren uzman zanaatkârdır. Bir mahya için aşağıdaki aşamalar gereklidir:

  • Tasarım: Önce kâğıt üzerinde her harf ızgaraya yerleştirilerek hesaplanır. Bir harf için bazen 30-50 kandil gerekir.
  • İp gerilmesi: İki minarenin şerefeleri arasına paralel sıralarda yatay ipler gerilir (klasik mahyada 12-15 sıra).
  • Kandillerin asılması: Geleneksel mahyada zeytinyağı kandili kullanılırdı; 19. yüzyılın sonundan itibaren gaz lambası, 20. yüzyılın ortasından itibaren elektrik ampulü.
  • Yazının okunabilmesi için: Mahyacı kandillerin yüksekliklerini ipte hassasiyetle ayarlar; akşam karanlığında uzaktan bakan görmesin diye gündüz mahya görünmez, akşam aydınlanınca yazı belirir.

Geçmişte İstanbul'un selâtin camileri (Sultan Ahmed, Süleymaniye, Yeni Cami, Fatih, Beyazıt, Üsküdar Yeni Vâlide, Eyüp Sultan) ramazan boyunca her gece farklı bir mahya ile aydınlanırdı. Mahya genelde ramazanın 1. günü «Hoş geldin yâ şehr-i Ramazan», 15. günü tebrik mahyası, son günleri «Elvedâ yâ şehr-i Ramazan» ve bayram gecesi «Hoş geldin yâ Îd-i Mübârek» olurdu.

Türkiye'de mahyacılık geleneğini günümüze taşıyan ustaların en meşhuru, vefatına kadar (2010) onlarca yıl Sultan Ahmed, Süleymaniye ve Eyüp Sultan camilerine mahya geren Kahraman Yıldız ustadır. Bugün İstanbul Müftülüğü tarafından mahyacılık sürdürülmektedir.

Fener (fanus) geleneği

Fanus (Türkçede «fener») Arapça kökenli bir kelimedir. Ramazan süsü olarak kullanılması ananesinin Fatımî Mısır'ında Halife el-Muiz li-Dînillâh'ın hicrî 358 (m. 969) yılı 5 Ramazan akşamında Kahire'ye girişi sırasında, halkın halifeyi feneryle karşılaması olayıyla başladığı rivayet edilir. Bu olayın ardından fanus, ramazanın simgesi hâline geldi ve İslâm âleminde yaygınlaştı.

Türkiye'de fenerler özellikle ramazan-bayram günlerinde sokakları, çarşıları, dükkânları ve evlerin balkonlarını süslemiştir. Günümüzde geleneksel pirinç ve renkli camlı fenerler yerini büyük ölçüde aydınlatma fenerlerine bırakmıştır; ancak el sanatları olarak hâlâ üretilmektedir.

Hilâl ve yıldız sembolü

Hilâl (yeni doğan ay) Müslümanlar için sembolik değeri yüksek bir motiftir. Ramazanın başlangıcı ve sonu hilâlin görülmesine bağlıdır; Peygamber Efendimiz (s.a.v.): «Hilâli görünce oruç tutun, hilâli görünce iftar edin (bayram yapın). Eğer (bulut sebebiyle) hava kapalı olursa Şâban'ı otuza tamamlayın» buyurmuştur (Buhârî, Savm, 11; Müslim, Sıyâm, 18). Bu sebeple hilâl, ramazan ve bayram süslemelerinin başlıca motifidir.

Hilâl-yıldız kompozisyonu özellikle Osmanlı'dan itibaren Türk-İslâm sembolü hâline gelmiştir. Sultan III. Selim döneminden başlayarak Osmanlı sancakları, askerî üniformalar ve mimarî süslemeler bu motifle bezenmiştir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin bayrağında da yer alır.

Ramazan davulcusu ve mâni geleneği

Türk-İslâm geleneğinin en sevilen ramazan figürlerinden biri ramazan davulcusu'dur. Sahur vaktinde sokakları gezerek mahalleliyi sahura kaldırır, davulla beraber söylediği mâniler ile ramazana özel bir hava katar. Davulcunun söylediği mâniler genellikle ev sahibine hayır dua, ramazana selâm, sahura kalkma daveti içerir. Bayram günü davulcu kapı kapı gezerek bayram bahşişini alır. Bu gelenek UNESCO 2014 yılında «Mesir macunu festivali, Karagöz ve Hacivat, davulcu ve zurnacı geleneği» başlığı altında Türk somut olmayan kültürel mirası kapsamında tescil edilmiştir.

Ramazan-Bayram ev süslemesi

Bugün Türkiye'de aileler ramazan ve bayrama özel olarak evlerini ve dükkânlarını süslemektedir. Yaygın süs unsurları:

  • «Hoş geldin yâ şehr-i Ramazan» yazılı kapı süsleri.
  • Hilâl, yıldız ve fanus formundaki ledli aydınlatmalar.
  • İftar sofralarına özel sofra örtüleri, peçeteler, geleneksel sürahi takımları.
  • Çocuklara yönelik «ilk oruç» süslemeleri ve hediye kutuları.
  • Cami avlularında ve şehir meydanlarında belediyelerin kurduğu süslemeler.

İlgili: İslâm hat sanatı, geometrik desenler.

Sıkça sorulan sorular

Mahya nedir ve ne zaman ortaya çıkmıştır?
Mahya, iki minare arasına gerilen iplere kandiller asılarak âyet, hadis, dua veya hikmetli sözlerin yazıldığı Türk-İslâm sanatıdır. Sadece çift minareli selâtin camilerinde uygulanır. Osmanlı'da ilk mahyanın Sultan I. Ahmed döneminde (h. 1024 / m. 1614) müezzin Hâfız Kefevî tarafından Sultan Ahmed Camii'nde gerilen «Yâ Hannân Yâ Mennân» yazısı olduğu rivayet edilir. Mahya, ramazanın sembolü hâline gelmiş; Lâle Devri ve sonrasında zirvesini yaşamıştır.
Mahyacılık nasıl bir zanaattır?
Mahyacı, mahyayı her gün asıp indiren ve gerektiğinde mahyaları yenileyen uzman zanaatkârdır. Geleneksel mahya iki minarenin şerefeleri arasına gerilen ipler üzerine kandillerin (eskiden zeytinyağlı, sonraları elektrik ampulleri) belli bir kompozisyona göre asılmasıyla yapılır. Bir mahya için yüzlerce kandil ve günler süren hazırlık gerekir. Türkiye'de bu zanaatı yaşatan az sayıdaki mahyacılardan en meşhuru, vefatına kadar (2010) yıllarca Sultan Ahmed, Süleymaniye ve Eyüp Sultan camilerine mahya geren Kahraman Yıldız ustadır.
Fener (fanus) geleneğinin kökeni nedir?
Fanus (Türkçede fener) Arapça aslı «fânûs» olup ramazana özgü süs olarak kullanılması ananesinin Fatımî Mısır'ında Halife el-Muiz li-Dînillâh'ın Kahire'ye girişi (h. 358 / m. 969) ile başladığı rivayet edilir. Halkın halifeyi feneryle karşıladığı bu olay sonrasında fanus ramazan ayının simgesi hâline gelmiştir. Türkiye'de fenerler özellikle bayram ve kandil gecelerinde sokakları aydınlatmak için kullanılmıştır; günümüzde de sokakta, dükkân ve evlerde Ramazan-Bayram süsü olarak yer alır.
Türk-İslâm geleneğinde başka hangi ramazan süsleri vardır?
Mahya ve fener dışında ramazanı süsleyen geleneklerden bazıları: (1) Ramazan davulcusu: Sahur vaktinde sokakları gezerek mahalleliyi sahura kaldıran, davulla mâni söyleyen geleneksel sima. (2) Kandiller: Cami minarelerinde, evlerde ve sokaklarda yakılan yağ kandilleri (bugün elektrik aydınlatma). (3) Hilâl-yıldız tezyîni: Cami avlularında, sokak süslerinde ve aile salonlarında hilâl ve yıldız motifleri. (4) Ramazan sergileri ve sokak iftarları: Belediyelerin meydanlarda kurduğu iftar çadırları ve ramazan etkinlikleri.

İlgili konular